20/2/2008 - YERYÜZÜNDE BAŞÖRTÜSÜ ZULMÜ'nün SONA ERMESİ DİLEĞİ İLE...

Ve Sizler...
O gün ayetler, sizin omuzlarınızdan söz ediyordu..
Başörtüsünü bir sancak gibi yapan Eliftiniz.
İnce Ceylan derisinde, sülûs yazılarla, süslü ''Nur'' ayetlerinin şavkıydı dalgalanan..
Üç küçük ağaç dallarını size dönüp çiçeğe döndü O gün.
Rüzgar bazen pervaz ediyor, ince beyaz çiçeklerin arasından süzülüp, sizin başörtünüzde duruluyordu...
Ve derken..
Gökte, güneş gelip başınızın üstünde durdu..
Hüznün şerefelerinde mavi ezan çiçekleri açıldı...
Siz.. bir zulmün üzerine yürür gibi yürüdünüz..
Siz.. ayetlerde omuzlarından söz edilenlersiniz
Siz.. yeryüzünün bütün meydanlarında başörtüsünü birer sancak gibi taşıyanlarsınız..
Siz.. iffet ve namus timsalleri...
yeryüzünün zümrüt parıltılarısınız...
Siz.. yeryüzüne sığmayan, iman çağlayanlarısınız..
Ve Sizler BACILARIM..
Başörtüsü için çile çeken, gözyaşı döken bacılarım...
Allah yolunda her türlü tehdide, işkenceye, zulme göğüs geren, dövülen, horlanan..
Sözlerinde, özlerinde gönüllerinde imanın nurunu dalgalandıran..
Allah için, seherlerde kanlı gözyaşları arş-ı alaya dayanmış sizler...!
BACILARIM... SİZLERE SELAM OLSUN!
Ve sizler, öyle kimselersiniz ki;
Allah ve Rasulünü dünyadan ve dünyadakilerden üstün tutanlarsınız...
- Sizler Allah'tan ümit kesmeyenlersiniz..
- Sizler Dertlerini sessiz-beyaz dilekçelerle Allah'a sunanlarsınız..
- Sizler istediklerini yalnız ve yalnız Allah'tan isteyenlersiniz..
Ve sizler..
-Allah'ın mahşerdeki hesabını unutup, size alaylı gözlerle her türlü acımasızlığı yapanların yüzüne;
Şanlı direnişinizi tokat gibi çarpan sümeyyelersiniz..
SİZLERE SELAM OLSUN..
Bakın! duyuyormusunuz..
İşte ecdadın sitemkar sesleri
Şanlı ecdadın mezarlarında kemikleri sızlıyor..
Vatan için, millet için, bayrak için, Kur'an için, başörtüsü için, namus için can vermiş.. Şehit olmuş şanlı ecdad..
Bizler, ümmetin erkekleri boynumuz eğik.. Ama onlar.. onlar medar-ı iftiharlarınız..
Mezarlarında rahat uyumayan yüzbinlerce şehid'in al kanları..
BACIM
İnan ki, senin başörtünde gül bahçesine dönüşmüş..
Onların kanları boşa akmamış..
Onlar gül bahçelerini sulayan; Eyyub El-Ensariler, Ulubatlı Hasanlar, Sütçü imamlar, Akifler..
Ey Sütçü imam.. İki bacımızın yaşmağını aldılar diye maraşı kana buladın..
HEYHAT..!
Gel görki, şimdi senin şuuruna ne kadarda da muhtacız..
Hakkını helal et!
Senin emanetine sahip çıkamadık..
Senin huzurunda duracak yüzümüz yok..
Bacılarımızın, kızlarımızın derdine derman olamadık..
Onlar okumak istiyorlar..
Ama gel görki senin torunlarını başörtülü diye sokmuyorlar okullarına..
O gün fransız, ingiliz yunan dölleri; Bayrağa, başörtüsüne, namusa el uzatıyordu..
Bugün adı müslüman olan, Mehmetler, Ayşeler maalesef birer başörtüsü celladı kesilmişler..
Başörtüsünü düşman bellemişler..
BACIMIN İFFETİ BATMAKTA REZİLİN GÖZÜNE..
ACIRIM TÜKRÜĞE BİLLAHİ ! TÜKÜRSEM YÜZÜNE
diyor merhum Akif
Reziller görevlerini yapıyorlar..
Peki ya bizler? Adı müslüman olan bizler..
Lafı gelince mangalda kül bırakmayan bizler, üzerimize sanki ölü toprağı serpilmiş..
Evlerimizdeki rahat koltuklarımızdan onların gözyaşlarını izliyoruz.
utanmadan.. utanmadan..
Ve SEN okula alınmayan, gözyaşları arş-ı alayı titreten BACIM.. BAKAMIYORUM YÜZÜNE.. UTANIYORUM..
Sana karşı vazifemi yapamadım.. Beni affet..
Biliyorum.. O her şeyin hesabının hakkıyla sorulduğu yerde, yakama yapışacaksın..
sana diyecek sözüm yok.. Tükür.. Tükür yüzüme.. bacım..
Tükür.. Tükür..
Benim şahsımda adı erkek diye geçinenlerin hepsinin yüzüne tükür..!
AH BACIM..
Senin gözyaşlarını görecek gözlerimizin önünde, şimdi neler var neler..
Paralar.. altınlar.. evler.. dünyalıklar..
Senin yaşadıklarını hissedecek yüreğimizde öyle bir pas varki, kapkara..
Kalplerimiz ise taş kesilmiş.. kaskatı olmuş..
Ah BACIM ah..
Sen yinede üzülme..
Hergün beraber olduğun insanlar, hemde adı müslüman olan bunca insan,
annen, baban, kardeşlerin, bizler, kısacası hepimiz..
Bu kayıtsız hali, lakayıt hali, seni düşündürmesin.. ağlatmasın..
Bizler vazifemizi yapamasakta sen yine de üzülme..!
Ümitvar ol..
BACIM..
Unutma! tez geçer zulmün ezası. Sabretmeyi bileceksin tamam mı?
* * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Çevirmez ahını Allah öksüzün Pek basittir, devrilmesi köksüzün Her kim olsa haksızlığı haksızın Suratına çalacaksın tamam mı?
* * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Yolunuz her zaman Allah yoludur! Bu öyle bir çileki, kökü şehid kanıdır! Hak haklının en mukaddes malıdır. Vermezlerse alacaksın tamam mı?
* * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Yalana hayır, bu gerçeğe evet Mücadeleden yılma, kalsanda tek fert Birde ötesi var, buranın elbet, Nasıl olsa güleceksin... güleceksin... Güleceksin tamam mı? * * * * * * * * * * * * * * * * * * * ALLAHIM, Bizlere yüzümüz ağırtan böyle nesiller verdiğin için sana şükürler olsun..
ALLAHIM, Ayakları senin davanda sabit olan bu güzide evlatları, bütün ümmeti muhammede ibret eyle, rehber eyle..
ALLAHIM, Bütün bu yapılanlar, ümmetin dağınıklığından.. En kısa zamanda bütün müslümanlara, birbirini sevmeyi, birbirleriyle kardeş olmayı ve birleşme şuurunu nasip eyle..
ALLAHIM sen Mevlamızsın.. Bizleri bağışla.. bizleri şuurlandır.. gözlerimizi aç.. kalplerimizi yumuşat.. ayaklarımızı kaydırma.. davamızda zafer nasip eyle..
AMİN... AMİN... AMİN * * * * * * * * * * * * * * * * * *
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
20/1/2008 - dua demeti

Allah’ım, üzüntüden ve kederden Sana sığınırım.Aczden ve tembellikten Sana sığınırım.Borcun galebe çalmasından ve insanların kahrından Sana sığınırım.Hz. Muhammed (asm)(Buhari, Müslim)
“İlahi, sana münacat edenlerin en üstünü ve dua edenlerin en faziletlisi aracılığıyla Senden diliyorum..
Kalbime lütfunu ve rızanı sağanak yağmurlar gibi yağdır. Kalbime zikrinin tadını tattır, zikrin gafletlerinden kalbimi uyanık bulundur.
Beni sana taat üzere kıl, takva üzere kuvvetlendir.Ey her şeyin yüce Cemali sayesinde güzelleştiği ve aydınlığıyla parladığı Rabbim.Bizlere rahmetinden bir parça ihsan et, bizi bir nurla rızıklandır ki onunla yürüyelim.
Yoğun karanlıklar onunla aydınlansın, saadetin ve hayrın yolları onunla berraklaşsın.
Bizim ve mümin kardeşlerimizin geçmiş günahlarını bağışla, gelecek olan şey hakkında bizi hakla muvaffak kıl.”Ahmed el-Alevi(ra)Münacat, 9-10
Allah’ım, Sen, Seni vekil edinmesini emrettiğin kimseden naip olarak kendini hamd edersin.Bu hamd, bölünmeden ve ayrılmadan Seninle birleşerek Senden Sana döner.Böylece bu hamd, bütün hamdlerin erdemini içinde barındırır. Ve onları olgunlaştırır.
Allah’ım , Sana doğru yöneldiğimizde, kendisiyle Sana yol bulduğumuz Efendimiz Muhammed’e,O’nun âline, kendine dost seçtiklerine merhamet ettiğin gibi merhamet eyle bize.Ümmetinin seçkinlerinden razı ol.
Bu rızanla, onları Kendi katında kerim bir makama ve yüce bir mertebeye yerleştir.Bu Hamdi dileyenin kalbi ve her istek ve ifadesinde dili ol ki,Onun kalbi en nurlu kalp, sözü de en doğru söz olsun.Sadrettin Konevi(Miftahu Gaybi’l-Cem Ve’l-Vücud,7)
Allah’ım, bugün ve gelecekte, bildiğim ve bilmediğim bütün iyilikleri Senden ister, bildiğim ve bilmediğim bütün kötülüklerden Sana sığınırım.Allah’ım, Cenneti ve cennete götürecek söz ve işleri Senden ister, cehennemden ve cehenneme sürükleyecek söz ve davranışlardan Sana sığınırım.
Allah’ım benim için belirlediğin her işin sonunun hayır olmasını Senin rahmetinden isterim.Ey merhamet edenlerin merhametlisi, bizi affet.Hz. Muhammed (asm)(Hayatu’s-Sahabe
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
17/5/2007 - Üzmemişti Onları Hiçbir Şey, Senin Gidişin Kadar
Esselamu Aleyke Ya Resulelah! Esselamu Aleyke Ya Nebiyellah! Esselamu Aleyke Ya Habibellah!...
Ya Resul! Üzmemişti onları hiç bir şey senin gidişin kadar…
Kendilerine ‘kardeşim’ diye hitap ettiğin Ashabının gözleri yaşlarla dolmuştu, son sözlerini işittiklerinde …
Bir daha sesini duyamayacak olmanın burukluğuyla doluyordu gözleri… Artık takatin kalmamıştı konuşmaya, yavaş yavaş kapanıyordu nurdan gözlerin…
Beklide Makam-ı Mahmud’u seyre dalıyordun… Beklide bir yanda ümmetinden ayrılışın incitiyordu mübarek yüreğini; bir yandan da varacağın yerin güzelliği cezp ediyordu seni…
Ve... O anda Azrail Aleyhisselam kapının önünde beliriyor gözü yaşlarla dolu. Kapını çalıyor tevazu ve edep kanatları yerlerde. Başı önünde izin istiyor hane sahibinden…
Kızın Hz. Fatıma radiyellahu anha açıyor kapıyı ve soruyor “Sen kimsin?” Diye…
“Beni gönderen Allah’ın elçisiyim, ben Azrail’im.”
Hz. Fatıma anamızın dizleri çözülüyor, yığılıyor olduğu yere…Ona yalvarmaklı, yaşlı gözlerle bakıyor. Bakışıyla sanki “Babamın canını alma! Alma!” der gibi…Çaresiz buyur ediyor içeriye. Azrail aleyhisselam giriyor içeriye…
“Ya Resulellah! Allah’ın selamı üzerine olsun. Senden izin istiyorum; eğer izin verirsen canını alacağım.”
Hz. Fatıma Radiyellahu anhanın hıçkırıkları boğazında düğümleniyor…
Bir türlü aklına sığdıramıyor babasını kaybetmeyi, inci inci yaşlar dökülüyor o mübarek gözlerinden…
Ve ortalığı mis gibi bir koku sarıyor… Her taraf gülistan olmuş…
Sanki her yer Sen kokuyorsun Ya Resulellah1…Senin o baş döndürücü kokun biraz olsun rahatlatıyor yürekleri…
Orada bulunan Sahabelerin, heyecanla bekliyor. Resulellah sorulan soruya ne cevap verecek diye…
Ve Sen, Azrail Aleyhisselama: “ Selam senin üzerine olsun, ey Rabbimin misafiri, hoş geldin. Artık sevgiliye kavuşma zamanı geldi. Ayrılık ateşiyle yanıyorum ben…Buyur gel canımı kabzet.” diye buyurunca ortalığı öyle bir feryat kaplıyor ki gök kubbeyi çınlatıyor…
Ve Resulullah’ın kudsi dudaklarından rabbine Şehadet’i dökülüyor, billur kaselerden dökülen Kevser şarabı gibi…Ardından gözlerini kapatmıştı bu fani dünyaya, ebedi aleme uyanmak için…
Ya Resulellah! Üzmemişti onları hiçbir şey senin gidişin kadar…
Ashabın her biri mecnuna dönmüştü, çünkü artık en çok sevdikleri Resulullah aralarından ayrılmıştı… Çünkü aşık oldukları Habibullah aralarından ayrılmıştı…
Öyle ki, bir sıkıntıları olduğunda mescide gelip onun nur gibi parlayan mübarek cemaline baktıklarında, acıları ve üzüntülerini bir anda unutuverir, mutluluk ve huzurla dolarlardı…
O güzide Ashabın adeta kanları donmuş bir şekilde, Resulullah’ la beraber dar-ı ukbaya yürümek istercesine inliyorlardı…
Yürekleri burkuluyordu, Seni bir daha dünya gözüyle göremeyecek olmanın acısı kaplıyordu sinelerini. Kimsenin dili varmıyordu, gönlümüzün gülü vefat etti demeye…
Ya Resulellah! Üzmemişti onları hiç bir şey senin gidişin kadar…
Fakat Sen etrafına gülücükler saçıyordun Ey Nebi! “Bu dünyadan ayrıldım ama ahirette sizlerle beraberim” diyordun sanki onları teselli edercesine…
Ortalığı tekrar bir mis gibi bir koku sarıyor… Teninin güzel kokusunu güle sunan Sensin Ey Nebi!..
Ve saf saf melekler akın ediyor yeryüzüne. Ziyaret ediyorlar, Resulullah’ın beytini… Onlar bile hüzünlü, onlar bile ağlamaklı ve senin mübarek bedenini incitmeden teneşire yatırıyorlar, Seni melekler yıkıyor, kefene sarıyorlar velilerin imamı Hz. Ali radiyellahu anh ile birlikte…
Senin yüzünü kapatmak istemiyorlardı. Çünkü bir daha göremeyeceklerdi, bu güneş misali parlayan yüzü…
İşte Seni kabre, o küçücük yere koydular, toprağın şefkatli kollarına saldılar Seni…
Artık Sen yoktun… Senin ayrılığına hiçbir yürek dayanamıyor, Ey Nebi!.. Hüzne boğdun bütün ashabını…
Ya Resul! Senin gidişin onlara dünyayı dar etmişti; Senin gidişin onlara toprağa yar etmişti…
Üzmemişti onları hiç bir şey , Senin gidişin kadar… Ne Allah ve Resulü için çektikleri işkenceler, ne göçebe gibi oradan oraya savrulmaları, nede yarım hurmayla, aç biilaç giriştikleri mücadeleler…
Ve… Biz biçare… Senin kapına kıtmirleri, ahirzamanın belalı yollarından, gaflet ve isyanımızın derin kuyusundan sesleniyoruz Sana Ey Nebi!
Ve diyoruz ki yine gel Ey Resul! O kudsi ruhaniyetinle yine gel, gönül bağımıza, sinelerimizin gülistanına…
Gel Ey Resul yine gel! Gel ki Resulüm!... Senin aşkından viraneye dönmüş, ayrılık hasretiyle kavrulmuş yüreklerimizi ferahlat…
Ferahlat ki Habibim, bir çocuk heyecanıyla coşsun ümmetin!...Bütün insanlık huzuru bulsun
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
küçük bir söz yakarsa içini,
dost bildiklerin anlamazsa seni,
dökme içini al eline tesbihini;
vallahi O'ndan başkası anlamaz seni...
Kategoriler
ArkadaşlarımBlogcu Yardım • rahmetli645 • bennur76 • ebvaa • vahdetfm
|